15 Temmuz'un tanığı gazeteciler ateş hattındaki haber nöbetini anlattı: O gün orada öleceğimi düşünmüştüm.

Olay gecesi telsiz anonsları ve vatandaş ihbarlarıyla harekete geçerek sahaya çıkan basın mensupları, rutin bir asayiş olayının ötesinde, darbeci askerlerin doğrudan halkın üzerine ateş açtığı bir ihanet gecesine tanıklık etti.
Başta, o dönem adı Boğaziçi Köprüsü olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Çengelköy ile Beylerbeyi çevresinde ve kentin çeşitli noktalarında, F-16'ların sonik patlamaları, helikopter saldırıları ve tank atışları altında görevlerini sürdüren gazeteciler, bariyerlerin arkasına sığınarak görevlerini yapmaya çalıştı.
Şarjlarının bitme noktasına gelmesine ve ekipman yetersizliklerine rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla sokakları dolduran vatandaşların tekbirlerle tankların üzerine yürüdüğü direniş anlarını ve sabaha karşı darbeci askerlerin teslim olma görüntülerini kaydeden gazeteciler, çektikleri bu tarihi karelerle darbe girişiminin başarısızlığa uğradığını hem ulusal hem de uluslararası kamuoyuna duyuran ilk isimler oldu.
O gece canları pahasına, uzun saatler görev yapan basın mensupları, yaşadıklarını anlattı.
"VATANDAŞLAR İNANILMAZ BİR DİRENİŞ GÖSTERDİ"
ATV'de editör olarak görev yapan Oğuzcan Yazar, o gece köprüde bir hareketlilik olduğuna dair ilk olayların polis telsizine yansıdığını, askerin arabaları durdurduğu ve kimlik kontrolü yapmaya çalıştığı ihbarlarının geldiğini söyledi.
İhbarları duyar duymaz köprüye gittiklerini ve göreve başladıklarını dile getiren Yazar, olayın sıradan, rutin olmadığını, silahların çekilip vatandaşa doğrultulduğu anda fark ettiklerini belirtti.
Yazar, her gazetecinin savaş bölgesi, deprem ve sel felaketi gibi kırılma noktaları olduğunu, kendisi adına da kırılma noktasının burada yaşandığını ifade etti.
O gece "Evinize dönün." çağrısı yapıldığını ancak bunun boş olduğunu, çünkü her geçen saniye, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısının ardından sokakların vatandaşlarla dolmaya başladığını anlatan Yazar, "İlk andan itibaren, akşam saat 9'dan sabah saat 7'ye kadar burada vatandaşlar inanılmaz bir direniş gösterdi. O direnişi kırmak mümkün olmadı askerler tarafından. Artık onlar da kendi gardını düşürmeye başladı, aslında başarısız olduğunu anlamışlardı ama iş işten çoktan geçmişti." dedi.
Yazar, o akşam bir gazetecinin görüp görebileceği birçok şeye şahit olduklarını belirterek, şöyle devam etti:
"En başta mesleki sorumlulukla her anı kaydetmeye çalıştık. Her saniyeyi kaçırmamaya çalıştık imkanlarımız doğrultusunda. Şarjlarımız bitti ama o şarjın son saniyesine kadar, sabaha karşı askerlerin teslim olma anını kaydettik ekip arkadaşım Mustafa Bakırhan ile. O görüntü aslında darbe girişiminin simgesi oldu. Bitişini hem yerel medyaya hem de uluslararası medyaya duyuranlardan biri olduk. Mesleki olarak, bir gazeteci olarak kamuoyunu bilgilendirmek en büyük sorumluluğumuz. O sorumluluğu o gece fazlasıyla yerine getirmiş olduk."
Uçakların alçak geçiş yaptığı ve sonik patlama yaşandığı anlarda sanki birer bomba düşüyormuş hissine kapıldıklarını söyleyen Yazar, "Korku salmaya çalışmaları boşa çıktı her seferinde. Artık insanlar bunun bilerek ve kasıtlı yapıldığını fark etti, geri adım atmadı. Her silah çıktığında, her kurşun atıldığında insanların inancı, iradeye sahip çıkışı bir o kadar da arttı. Yani 'Kolay kolay biz bu vatanı, milleti, iradeyi bırakmayız.' dediler ve sahip çıktılar." ifadelerini kullandı.
Yazar, o geceye dair unutamadığı anını, "Mesleki olarak çok değişik duygular yaşayabiliyoruz alanlarda, sahalarda ama o gece kendi adıma unutamadığım şey, annem ile babamı arayıp helallik istemem. O zaman 26 yaşındaydım, daha mesleğin başında sayılan bir gazeteciydim." sözleriyle anlattı.
15 Temmuz'u unutulmaz kılanın bu milletin iradesi olduğunu ifade eden Yazar, milletin, iradesine, meclisine, seçilmişlere sahip çıktığını ve kolay kolay bırakmayacağını gösterdiğini dile getirdi.
"ASKER KIYAFETİ GİYMİŞ HAİNLER ORADA VATANDAŞLARIN ÜZERİNE ATEŞ ETMEYE BAŞLADI"
Anadolu Ajansında (AA) başkameraman ve yayıncı olarak görev yapan Murat Koç, olayı ilk haber aldığında Üsküdar'dan eve doğru gittiğini, bu sürede gelen mesajlardan, bildirimlerden ve aramalardan daha detaylı bilgi sahibi olduğunu söyledi.
Evden eşyalarını aldıktan sonra o dönemki adı "Boğaziçi Köprüsü" olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne gittiğini dile getiren Koç, ne olduğunu anlamaya çalıştıklarında köprünün trafiğe kapatıldığını, insanların geldikleri yönlere geri gönderilmeye başlandığını belirtti.
Koç, devamında polis telsizlerinden duymaları ve aramalar sonucunda işin vahametinin ortaya çıktığını ifade ederek, "Daha sonra olaylar gelişti. Asker kıyafeti giymiş hainler orada vatandaşların üzerine ateş etmeye başladı. Orada vurulmamak için yere yattık, bariyerlerin altına saklandık." diye konuştu.
Köprüde sabaha kadar çalıştığını ve olanları elinden geldiği kadar görüntülemeye çalıştığını anlatan Koç, şunları kaydetti:
"Zor bir psikolojiydi. Asker üniformalı hainler orada hedef gözetmeksizin üstünüze kurşun sıkıyor ve rastgele ateş açıyorlar. Birileri her an etrafınızda vuruluyor, orada ben de vurulabilirdim. En son sabaha karşı işler çığırından çıktı ve tank atışı yaptılar. Orada TOMA'yı vurdular ve devamında büyük bir patlama gerçekleşti. O patlamanın etkisiyle orada gördüğüm en az 2 kişi hayatını kaybetti, bir sürü insan yaralandı. İnsanlar kendi çabalarıyla, motosikletlerle, oraya getirilen araçlarla bir şekilde hastaneye ulaştırılmaya çalışıldı."
Koç, kendisini en çok etkileyen olaylardan birinin, neyle karşılaşacağını bilmeyen insanların tebrik getirerek köprüye doğru yürümesi olduğunu belirtti.
"BAZI ARKADAŞLARIM YARALIYKEN ÇEKTİM, BAZI TANIDIKLARIMIN ŞEHADETLERİNE TANIKLIK ETTİM"
AA'da kıdemli kameraman olarak görev yapan Yunus Emre Günaydın, 15 Temmuz'da evinin balkonunda otururken, köprüde hareketsizlik olduğunu fark ettiğini söyledi.
Bununla ilgili çok fazla söylenti ve bilgi kirliliği olduğunu dile getiren Günaydın, "Çocukluğumdan beri köprüyü sadece kasım aylarındaki maratonlar haricinde hiç trafiksiz görmedim. Bu benim için enteresan bir durumdu. İlerleyen saatlerde insanların köprüye doğru gitmeye başlaması ve televizyonlardaki açıklamalarla beraber öncelikle o dönemdeki şefimle konuştuk, benim de köprüye çok yakın olduğumu, yürüyerek oraya gidebileceğimi söyledim. Kendisi beni uyardı, dikkatli olmamı söyledi." dedi.
Günaydın, yürüyerek köprüye vardığında plastik mermi atışının olduğunu, ilerleyen saatlerde ise gerçek mermi atılmaya başladığını anlattı.
Köprüde oturduğu mahalleden ve işten arkadaşlarını gördüğünü belirten Günaydın, "Murat Koç ile beraber köprüdeki gelişmeleri sabaha kadar takip ettik. İnsanın kendi evinde böyle bir şey olması ciddi anlamda zor. Kabullenmesi gerçekten de zordu. Biz iki kardeşiz. Ben gazetecilik refleksiyle çıktım, abim de köprüye gelmek istedi. Ben abime şunu söylemiştim, sakın köprüye gelme. Zaten iki kardeşiz, en azından birimize bir şey olursa birimiz evde kalsın." ifadelerini kullandı.
Şu anki metrobüs durağının olduğu yerde durdukları sırada özel harekat polislerinin yanlarına geldiğini ve oranın çok tehlikeli olduğunu söyleyerek kendilerini aşağıya indirdiğini anlatan Günaydın, sözlerini şu şöyle sürdürdü:
"Bizi indirdiler aşağıya, yaklaşık yarım saat, 40 dakika sonra tank atışıyla beraber vuruldu orası. Tank atışı yapıldığında insanların çoğu ürpermedi bile ama çok sayıda insan öldü, çok sayıda arkadaşım yaralandı. Onların o hali aslında hala en büyük korkularımdan bir tanesidir ama belki de en büyük korkumu o zamanlarda yaşadım. Bazı arkadaşlarım yaralıyken çektim, bazı tanıdıklarımın şehadetlerine tanıklık ettim."
Yaklaşık 36 saat çalıştığını ifade eden Günaydın, o gün kendisine ekipman gelemediğini, sabaha kadar eski, yadigar telefonuyla çatışmaları çektiğini söyledi.
"O GÜN ORADA ÖLECEĞİMİ DÜŞÜNMÜŞTÜM"
AA'da başmuhabir olarak görev yapan Hasan Hüseyin Kul, 15 Temmuz'da ajansın haberleşme grubunda Beylerbeyi'nde polis ve asker arasında bir sorun yaşandığına yönelik polis telsizinden anons geçtiğinin yazıldığını belirtti.
Hasan Hüseyin Kul
Beylerbeyi'ne yakın oturduğu için gazetecilik refleksiyle yola çıktığını ve Beylerbeyi Sarayı'nın önüne gittiğini anlatan Kul, "Sahaya ilk giden muhabirlerden birisiydim. Beylerbeyi'ndeki olayı toparladıktan sonra o zamanki adıyla Boğaziçi Köprüsü'nde, Çengelköy'de ve Kuleli Askeri Lisesi önündeki olayları gece boyunca takip ettim. İlk başta rutin asayiş olayı gibi çıktığımız bir geceydi ama gece içerisinde gelişen olaylar, TRT'deki darbe bildirisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın halkı sokağa çağırması, selaların okunmasıyla beraber bunun rutin asayiş olayından ziyade darbe girişimi olduğu ortaya çıktı." dedi.
Kul, şunları kaydetti:
"O gece Boğaziçi Köprüsü'nde askerlerin uzun namlulu silahlarla ateş etmesi, tanklardan top atması, helikopter saldırısı, F-16'ların alçak uçuş yaparak sonik patlama oluşturması gibi birçok olayla karşı karşıya kaldık gazeteci olarak. Köprüde en çok korktuğum olay ise helikopter saldırısıydı. Köprünün ortasındaki askerler size ateş ettiğinde siper alabiliyordunuz ama helikopter tepenize geldiğinde kaçacak bir yeriniz yoktu. O gün orada öleceğimi düşünmüştüm. 15 Temmuz'da bir gazeteci olarak tarihe not düşmek durumundaydık. Biz orada ülkemizde bir daha yaşanmasını istemediğimiz bir olayı gördük ve halkın direnişine de bir nebze şahitlik ettik."
"BU HALKIN VATANINA HER ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞINDAN EMİNDİM"
Anadolu Ajansı baş foto muhabiri ve yayıncıs 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi gecesi görev yaptığı İstanbul Anadolu Yakası'nda yaşadıklarını anlatarak, vatandaşların gösterdiği direnişin darbe girişiminin başarısız olacağını kendisine o an hissettirdiğini söyledi.
Terli, darbe girişimi gecesi dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ın Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'ndeki programını takip ettikten sonra konvoyla Tuzla'daki konutuna geçtiklerini, dönüş hazırlığı sırasında ise TRT'ye askerlerin girdiğine ilişkin ilk bilgilerin gelmeye başladığını belirtti.
İsa Terli
Çengelköy ve Boğaziçi Köprüsü'nde de askerlerin görüldüğüne yönelik haberlerin ardından Başbakan Yıldırım'ın konutu önünde beklediklerini anlatan Terli, olayın boyutunun anlaşılmasıyla vatandaşların Türk bayraklarıyla bölgeye toplandığını, iş makineleri ve kamyonlarla yolların kapatıldığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısının ardından sahadaki hareketliliğin daha da arttığını ifade eden Terli, gece saat 01.00-02.00 sıralarında Orhanlı Gişeleri'nde çatışma yaşandığı bilgisini almaları üzerine ekibiyle bölgeye hareket ettiklerini dile getirdi. Terli, yollar kapalı olduğu için araçtan indikten sonra yaklaşık 3-4 kilometre yürüyerek gişelere ulaştıklarını söyledi.
İlk etapta bölgede 10-15 asker gördüklerini belirten Terli, sabaha doğru olayların kontrol altına alınmasıyla ormanlık alanda gizlenen ve silahlarını vatandaşlara doğrultan çok sayıda askerin daha bulunduğunu fark ettiklerini, daha sonra polis ekiplerinin askerleri otobüslere bindirerek bölgeden uzaklaştırdığını ifade etti.
Askerlerin götürülmesinin ardından gişelerin diğer tarafına geçtiklerini dile getiren Terli, vatandaşların askerlerin ilerleyememesi için akaryakıt tankerleri, kamyonlar ve iş makinelerini kendi inisiyatifleriyle gişelere park ettiğini söyledi.
Terli, iş makineleriyle yolu kapatmaya çalışırken şehit edilen vatandaşları gördüğünü belirterek, "Camları parçalanmış, kurşun delikleri bulunan sivil araçlar vardı. Tankerlere isabet eden kurşunlar nedeniyle akaryakıt yerlere akıyordu. Biz ulaştığımızda çatışma sona ermişti, polis askerleri ikna etmeye çalışıyordu." dedi.
Askeri otobüslerin içinde çok sayıda mühimmat bulunduğunu gördüğünü anlatan Terli, gün ağardığında bölgede 5-6 şehidin bulunduğunu, yaralıların ambulanslarla hastanelere sevk edildiğini, olay yerinde vatandaşlara ait ayakkabı ve kişisel eşyaların kaldığını dile getirdi.
Daha sonra Sabiha Gökçen Havalimanı'na geçtiklerini ifade eden Terli, yolların belediyelere ve müteahhit firmalarına ait kamyonlar ile iş makineleri tarafından kapatıldığını, havalimanında tankların vatandaşlar ve polis tarafından durdurulduğunu, uçuşları iptal edilen yolcuların bavullarıyla bölgeden ayrıldığını anlattı.
Gece boyunca Tuzla, Orhanlı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve Kurtköy'de görev yaptığını belirten Terli, bir gün önce sabah başlayan mesaisinin ertesi gün öğleden sonra olayların sakinleşmesiyle sona erdiğini, yaklaşık 30 saati aşkın süre kesintisiz görev yaptığını kaydetti.
Terli, yaşadıklarının hem mesleki hem de insani açıdan hayatının en önemli tecrübelerinden biri olduğunu vurgulayarak, sahada gördüğü manzaranın darbe girişiminin başarısız olacağını kendisine açık şekilde gösterdiğini ifade etti.
Vatandaşların hiçbir silahı olmadan darbeci askerlerin karşısına çıktığını dile getiren Terli, "Bizim vatanımız ve vatandaşımız ne olursa olsun hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Karşısında elinde silah olan ve tetiğe bastığında ateş edebilecek 150-200 askerin bulunduğu bir alana, hiçbir savunması olmadan karşı durmaya cesaret eden 2 bin-3 bin insan vardı. Bunu gördüğüm an, bu girişimin kesinlikle başarıya ulaşamayacağını anladım." diye konuştu.
O gece geleceğe ilişkin herhangi bir korku hissetmediğini belirten Terli, "Yarın sabah nasıl bir vatana uyanacağız diye bir kaygı hiç yaşamadım. Çünkü bu halkın vatanına her zaman sahip çıkacağından emindim. Tuzla'da Başbakan'ın evinin önüne insanların akın etmesi, kamyonların yolları kapatması ve Orhanlı gişelerinde binlerce insanın silahların karşısında durması bana büyük bir gurur verdi." ifadelerini kullandı.
Terli, darbe girişimi gecesi toplumun her kesiminden insanın aynı amaç etrafında birleştiğine dikkati çekerek, "Dini inanışı, görüşü çok farklı olan kadınlar ve erkekler, farklı yaş gruplarından insanlar yan yanaydı. Saçı açık olan, örtülü veya çarşaflı olan kadınlar bir aradaydı. Konuşurken alkol kokusunu duyabildiğim insanlar da şalvarlı ve sarıklı insanlar da o 2 bin-3 bin kişinin içindeydi. Vatan mevzusu olduğunda ne inançların ne sosyal yaşamın ne de kültürel değerlerin ayrıştırıcı bir etkisi olmuyor, herkes tek bir kişi gibi durabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.
15 Temmuz sonrasında İstanbul'un birçok noktasında günlerce aynı birlik ruhunun sürdüğünü de anlatan Terli, "Kısıklı'ya giderken insanların yeniden toplandığını, araçlarına bayraklar astığını gördüm. Taksim, Eminönü, Beşiktaş ve Üsküdar gibi meydanlarda insanlar günlerce bu meseleyi konuştu, anlamaya çalıştı. Sonrasında yaşanan bu birliktelik süreci, insanların kafasında neyin ne olduğunu oturtan ve işi daha anlaşılır kılan bir süreç oldu." diye konuştu.
"DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNAN ASKERLER BARİKAT KURMUŞTU"
Uzun yıllar polis muhabiri olarak çalışan ve o tarihte Doğan Haber Ajansında görev yapan gazeteci Taner Yener, darbe girişimini ilk olarak eşinden öğrendiğini belirterek, ilk anda yaşananları tatbikat sandığını söyledi.
Olayın darbe girişimi olduğunun anlaşılması üzerine meslektaşıyla buluşarak Saraçhane'deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası önüne gittiklerini anlatan Yener, bölgeye ulaştıklarında yoğun bir kalabalık ve çatışma ortamıyla karşılaştıklarını ifade etti.
Taner Yener
Yener, "Bir taraftan üniformalı askerler ateş ediyor, bir taraftan sivil polisler ateş ediyor. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Darbe girişiminde bulunan askerler barikat kurmuştu. Kaotik bir ortam vardı. Yaralıları çekmeye başladık. Kafasından vurulanlar vardı." dedi.
Çatışmalar sırasında başını kaldıramadığını, sürünerek hareket etmeye çalıştığını dile getiren Yener, kameraman arkadaşlarının da ağaç ve bariyerlerin arkasından görüntü almaya çalıştığını söyledi.
Sabah saatlerinde Vatan Caddesi'ne indiklerinde parçalanmış araçlar ve tanklarla karşılaştıklarını dile getiren Yener, ardından gözaltı görüntülerini çektiklerini, Mahmutbey'deki Topçu Kışlası'na geçerek buradaki gelişmeleri de takip ettiklerini anlattı.
Yener, yaşadığı şaşkınlığı, "Bir tarafta devletimin polisi, bir tarafta devletimin askeri... Çok şaşırdım. Görüntü de alamadım bir süre, ortamı anlamaya çalıştım. Allah bir daha yaşatmasın. Gerçekten çok kötüydü." sözleriyle dile getirdi.
Yaralıların sağlık ekipleri ulaşamadığı için vatandaşlar tarafından taşındığını belirten Yener, "Vatandaşlar kargatulumba taşıyorlardı. Ben 3-4 yaralı, 3-4 de hayatını kaybeden kişiyi görüntüledim. Hem fotoğraf çekiyorum hem de 'Ne olacak, nereye kadar gidecek?' diye düşünüyordum. Hala o anlar gözümün önüne geliyor." ifadelerini kullandı.
"KURŞUNLARIN ARASINDAN GÖRÜNTÜ ALMAYA ÇALIŞTIK"
Sabah Gazetesi muhabiri Mustafa Bakırhan ise darbe girişiminin yaşandığı akşam evine ulaştıktan sonra, İstanbul ve Ankara'da yaşanan olağanüstü hareketliliğe ilişkin haberler üzerine yeniden sahaya çıktığını söyledi.
O dönem görev yaptığı haber ajansının yönlendirmesiyle Boğaziçi Köprüsü'ne gitmeye çalıştığını anlatan Bakırhan, köprüye ulaştığında ateş seslerinin sürdüğünü belirtti.
Bakırhan, "Gazetecilik refleksiyle o anları çekmeye çalıştık. Bir yandan da kendimizi korumaya çalışıyorduk çünkü ateşin nereden geldiğini bilmiyorduk. Hem çömelerek hem de çekim yaparak görevimizi yerine getirmeye çalıştık." dedi.
Gece boyunca darbecilerin zaman zaman ateşi kesip yeniden başladığını ifade eden Bakırhan, vatandaşların köprüyü açmak ve askerlerin kışlaya dönmesini sağlamak amacıyla ilerlediğini, buna karşılık darbecilerin ateş açtığını söyledi.
Bakırhan, "Vatandaşlarımız darbecilere yaklaştıkça hedef gözeterek ateş ediliyordu. Vurulan insanları güvenli bölgelere taşınırken görüntüledik. Görüntülerimizi hiç bekletmeden kuruma servis ettik. Böylece darbecilerin uyguladığı şiddet ve vatandaşların mücadelesi tüm Türkiye'ye ulaştı." diye konuştu.
Sabaha karşı birlikte görev yaptığı gazetecinin uyarısıyla bulundukları noktadan ayrıldıklarını, kısa süre sonra ayrıldıkları noktanın ateş altında kaldığını belirten Bakırhan, "15-20 saniye sonra bulunduğumuz yeri vurdular. Polis aracına ve motosiklete isabet etti. Kaldırımda oturan vatandaşların şehit edildiğini gördük. Arkadaşımın uyarısıyla ölümden dönmüş olduk." ifadelerini kullandı.
Bakırhan, günün aydınlanmasıyla birlikte darbeci askerlere teslim olmaları yönünde megafonla çağrı yapıldığını, kısa süre sonra askerlerin silahlarını bırakarak teslim olduğunu ve bu anları da görüntülediklerini söyledi.
Darbe girişiminin ilk görüntülerinin Boğaziçi Köprüsü'nden geldiğini, teslim görüntülerinin de yine aynı noktadan dünyaya servis edildiğini dile getiren Bakırhan, "Darbenin başladığı yer de bittiği yer de bir nevi Boğaziçi Köprüsü oldu." dedi.
FETÖ'nün Türk milletine silah doğrulttuğunu vurgulayan Bakırhan, "Türk milletinin onlara sağladığı imkanlarla yetiştiler. Ama Türk milletinin karşısına hain darbeciler olarak çıktılar. FETÖ işte böyle hain bir terör örgütü." değerlendirmesinde bulundu.
"VATANDAŞLAR ASKERLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİP POLİSE TESLİM ETTİ"
Darbe girişiminde Doğan Haber Ajansında çalışan gazeteci Murat Deliklitaş da olay günü Beşiktaş'ta görev yaptığını, ilk etapta yaşanan hareketliliğin nedenini anlayamadıklarını söyledi.
Daha sonra merkezden gelen talimat doğrultusunda farklı noktalardaki gelişmeleri takip ettiklerini belirten Deliklitaş, Taksim Meydanı'nda askerlerin Cumhuriyet Anıtı çevresini tuttuğunu gördüklerini anlattı.
Murat Deliklitaş
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısının ardından vatandaşların meydana akın ettiğini ifade eden Deliklitaş, "Vatandaşlar askerleri ikna etmeye çalıştı. 'Bu darbeyi sonlandırın.' dediler. Askerler ise 'Emir aldık, burayı koruyacağız.' diye karşılık verdi. Bir süre sonra vatandaşlar harekete geçerek askerlerin elindeki tüfekleri aldı, etkisiz hale getirdi ve polise teslim etti." diye konuştu.
Deliklitaş, Harbiye'de Orduevi çevresinde de silahlı saldırılar yaşandığını belirterek, "Harbiye'ye doğru giderken Orduevi'nin, TRT binasının aynı zamanda olduğu tarafa doğru giderken bir otomobilin ters yönden geldiğini ve araçta kanlar olduğunu gördüm. Daha sonra öğrendik ki Orduevi'nin tepesinden birileri yoldan geçenlere ateş ediyormuş. Ben daha sonra arka sokaklardan vatandaşların bulunduğu bölgeye gittim. Caddeye çıkanı Orduevi'nin tepesinden birisi ateş edip vuruyordu. Ambulans geliyordu, yaralıyı kaldırıyordu. 15 dakika sonra tekrar aynı bir rutin halinde sabaha kadar devam etti. Sabahleyin polis, TRT'yi de Orduevi'ni de kontrol altına aldı." dedi.
Sabah saatlerinde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne yürüyerek ulaştığını söyleyen Deliklitaş, bölgede çatışmanın izlerinin açık şekilde görüldüğünü belirtti.
Deliklitaş, evine giderken Bağlarbaşı Meydanı'nda vatandaşların bir tankı taş, sopa ve demir parçalarıyla paletlerini sıkıştırarak durdurduğunu gördüğünü belirterek, bu görüntünün hafızasında en çok yer eden anlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.