Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı: Algoritmayla karalama yapılıyor

Televizyonları hedef göstermenin haksızlığı olduğunu belirten Yancı, 'Sanal medyada her türlüğü sapkınlığa izin var. Dijital medyada çocuklar savunmasız bırakılıyor. Sanaldaki yıkıcılığa neden sessiz kalınıyor? Bu gidişle sadece ABD dizileri kalacak.' dedi.
Çocukların sanal medyada tehlike altında ve çaresiz olduğunu da belirten Yancı, "Sanal medyada her türlü zorbalığa uğruyorlar. Çeteler sanal medyadan adam devşiriyor." açıklamasını yaptı.
Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı'nın açıklamalarından satır başları şöyle;Son dönem bize medyanın ne kadar önemli olduğunu, iletişim alanının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Özellikle İran ile başlayan savaşla beraber psikolojik harp videolarının arka arkaya yayınlandığını gördük. Keza İran'da ilk vurulan yerlerden bir tanesi neresiydi? İran Devlet Televizyonu'ydu.
Bu medya konusu aslında biz bence ülke olarak çok böyle anlayamadık önemini. Çok ileri silahlara sahip olabilirsin veya çok güçlü olabilirsin ama medya konusunda zayıfsan özellikle psikolojik üstünlük başka ülkelerin elindeyse o zaman ciddi şekilde sıkıntıya düşüyorsun.
Zaten bu son savaşlarda neyi gördük? İşte Amerika ciddi psikolojik harp yürüttü İranlılar üzerinde. İran kendi propaganda videolarını sürekli arka arkaya ki devletler artık şöyle bir şey yapıyorlar; Bunun için özel ekipler var. O psikolojik harp videolarını hazırlıyorlar o ekipler ve servis ediyorlar. Burada amaç ne? Kendi toplumunu, milletini diri tutmak, güçlü tutmak, zinde tutmak, bir arada tutmak. Öbür yandan da karşı tarafın moralini bozmak.
BATI İŞGALİ HER ZAMAN MEDYA İLE BAŞLIYOR
ABD, İranlıların iyiliği için bu uyduları göndermiyor sonuçta; kendi propagandasını yapmak için kullanıyor. Batı işgali her zaman medya ile başlıyor. Sonrasında bazen kurşun bile atmadan ülkelerin ele geçirildiğini görüyoruz. Atatürk’ün de ilk yaptığı işlerden biri gazete kurmak olmuştur; nitekim Anadolu Ajansı bu amaçla kurulmuştur. Başta ABD ve İsrail olmak üzere bazı güçler, sadece kendi ülkelerinde değil, diğer ülkelerde de medyayı güçlü tutuyorlar. Birçok medya grubu üzerinde etkileri var ve buralara ciddi yatırımlar yapıyorlar.
İsrail, ABD’den başlayıp Avrupa’daki birçok ülkede yatırımlar yaptı. Bu durum İsrail’e maalesef şöyle bir avantaj sağladı: Avrupalı ülkeler resmen kör oldu. İsrail’in aleyhine olan her şeyi sansürcü bir zihniyetle görmezden geldiklerini fark ettik. X (Twitter), YouTube, Instagram veya Netflix kendi kendine büyümedi; bunların arkasında ciddi bir devlet desteği var. Buradaki amaç, dünyadaki bazı güçlerin propagandasını yapmak ve bunu da "özgürlük" adı altında pazarlamaktır. Zamanında "Gece Yarısı Ekspresi" (Midnight Express) diye bir film yapıldı ve biz bundan negatif olarak çok etkilendik. Tek bir film, Türkiye’nin imajını yerle bir etti. Benzer bir durumu Kızılderililer konusunda da gördük; Hollywood bize bunu yıllarca yaptı. Onları bize "yaratık" gibi gösterdiler. Beyaz adamın o kadar iyi olmadığını, asıl mağdur olanın Kızılderililer olduğunu çok sonra anladık.
Medyaya yatırım yapılması lazım. Yerli medyanın yanı sıra yurt dışında da ABD ve İsrail’in yaptığı gibi alanların oluşturulması, kendi propagandamızı yapacağımız mecraların var olması gerekir. Özel televizyonlar, aslında bir televizyondan çok daha fazlasıdır.
Sosyal medya ve dijital platformlarda istediğin her şeyi yapabiliyorsun; kural yok, etik yok, ahlak yok. Herkes dilediği gibi propaganda yapıyor.
SOSYAL MEDYA TAM OLARAK BUDUR
Normalde ana akım medya bir emniyet sibobudur. Veriler toplanır ama teyit edilmeden yayınlanmaz. Türkiye’de birçok medya grubu var ve herkes bu yolu izliyor. Elbette hatalar yapılabiliyor ancak bunun için hemen aksiyon alınıyor. Hitler’in meşhur bir Propaganda Bakanı vardır: Goebbels. Goebbels'e dayandırılan bir "Büyük Yalan" propagandası vardı. Buna göre; bir yalanı ne kadar sık söylerseniz, insanlarda o yalanın doğru olduğu algısı oluşur. İşte sosyal medya tam olarak budur. Bir yalan o kadar çok ve sık tekrar ediliyor, trend yapılıyor ki bir yerden sonra insanlar bu yalana inanmaya başlıyor.
Yakın zamanda Kayseri’de bir provokasyon oldu ve bu durum Suriye’yi bile etkiledi. Bir yalan üzerinden ortalığı karıştırdılar ve bunu dijital platformlar üzerinden yaptılar. Bu provokasyonun sönümlenmesi ve yatışması için ana akım medya çok büyük bir rol üstlendi. Burada tüm televizyon kanallarını kastediyorum.
"15 TEMMUZ'DA ANA AKIM MEDYA TARİHİ ROL ÜSTLENDİ"
15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanımız, CNN Türk canlı yayınında Hande Fırat’a bağlanarak sürecin gidişatını değiştirdi. O gece Sayın Cumhurbaşkanımızın uçağının rotasını yayınlayacak kadar pervasızlaşanlar oldu. Ana akım medya burada tarihi bir rol üstlendi; sadece CNN Türk değil, bütün kanallarımız dik durdu. Darbeciler ilk olarak TV kanallarını kapatmaya çalıştılar. Kimse sosyal medyaya kısıtlama getirmeyi düşünmedi, ilk hedef televizyonlardı.
OPERASYON ÜSSÜ HALİNE GELDİLER
Sosyal medya ve dijital platformlar birer operasyon üssü haline gelmiş durumda. Uyuşturucu, şiddet, yasa dışı bahis ve dolandırıcılık gibi suçların merkezi oldular. Denetimler maalesef yetersiz kalıyor. Medya grupları olarak hepimizin tabi olduğu kurallar var ancak bu platformlarda etik, ahlak ve denetim yok; adeta kirli bir alan, bir bataklık var. Trump bile seçimlerde kendisine bu platformlar üzerinden operasyon yapıldığını söyledi. Algoritmalar vasıtasıyla algı yönetimi yapılıyor. Kimin tarafında olmak isterlerse o tarafı öne çıkaracak yayınlar yapıyorlar. Trump en sonunda kendi medyasını (Truth Social) kurma yoluna gitti ki bu artık sözün bittiği noktadır.
Birçok ülke bu tehlikenin farkında. Rusya, ABD sistemine karşı kendi ulusal sistemini kurdu. Çin de aynı yolu seçti ve kendi dijital mecralarını oluşturdu. Bunlar her ne kadar birer özgürlük alanı gibi görünse de elbette faydalı tarafları da var; tamamen kapatmanın bir faydası yok. Ancak 15 Temmuz gibi kritik anlarda veya bir savaş zamanında buralar birer operasyon mecrasına dönüşüyor. Eğer kendi sisteminiz, kendi güçlü ana akım medyanız yoksa büyük sıkıntı yaşarsınız.
Goebbels örneği tam da burada devreye giriyor. Almanya, propaganda ile kendi toplumuna kendini o kadar güçlü gösterdi ki savaş bu sayede çok uzun süre devam edebildi. Bu yüzden yerli ve ana akım medya çok kıymetlidir. Terörle mücadelede de çok önemli sınavlar verildi. Askerimiz bir vatandaşa yardım ettiğinde bile dış medyada bu durum, oradaki halka zulmediliyormuş gibi servis edildi.
İçerikler o kadar kontrolsüz ki; Türkiye'de de faaliyet gösteren milyonlarca aboneli yabancı bir dijital platformda ensest ilişki içeren yayınlar yer alabiliyor. Bu platformlarda her türlü suç içeriğini görmek mümkün. Tüm bu rezillikleri halının altına süpürüp sadece televizyonları hedef göstermek büyük bir haksızlıktır.
ADETA KENDİ BİNDİĞİMİZ DALI KESİYORUZ
Normal şartlarda ortalığın ayağa kalkması gerekir. Dijitalde yayınlanan o içeriklerin benzeri televizyonda yayınlansa yer yerinden oynar. Ama buralarda "paralı abonelik var" denilerek her şeye göz yumuluyor. Aileler, bu platformlarda gençlerin ve çocukların ne tür yayınlarla karşılaşacağını kestiremiyor. Sözün bittiği yer tam olarak burası: Sapkınlık ve uyuşturucuya özendiren içerikler... Herkes bunlara gözünü kapatıp televizyonlardaki herhangi bir cümleye veya kelimeye takılıyor. Adeta kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz. "Yerli medyayı yok edelim, ABD platformlarını öne çıkaralım" gibi gizli bir anlayış var. Böyle giderse sadece Amerikan, Avrupa ya da Brezilya dizileri izlemek zorunda kalacağız. Sanki Türk dizileri bilinçli olarak etkisiz hale getirilmek isteniyor.
İngiltere bu konuda çok önemli bir adım attı ve "BBC’de yayınlanamayacak hiçbir içeriği bundan sonra bu platformlarda da yayınlayamayacaksınız" dedi. Türkiye’nin de bu konuda benzer bir adım atması gerekiyor. Türkiye’deki bir televizyon kanalında yayınlanması suç veya uygunsuz olan bir içerik, bu dijital platformlarda da yayınlanamamalıdır.
Buralardaki algoritmalar özellikle marjinal, küfürlü, hakaret içerikli ve sapkın şeyleri öne çıkarıyor. Hepsinde böyle bir algoritma yaklaşımı var. Oralarda içerik üretenler de daha fazla izlenmek için daha marjinal içerikler üretmeye zorlanıyor. Toplum bu kadar yoğun marjinal içeriğe maruz kaldığında, bir süre sonra bunlar "yeni normal" haline geliyor.
ÇOCUKLAR; SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA VE DİJİTAL OYUNLARDA YOĞUN BİR ŞİDDETE MARUZ KALIYORLAR
YouTube ve Spotify gibi platformlarda sürekli küfür ve hakaret içerikli müzikler öne çıkarılıyor. Bu içeriklere sürekli maruz kalan bir çocuğun psikolojisi nasıl normal kalabilir? Bizim çocukluğumuzda küfür etmek büyük bir saygısızlık olarak algılanırdı. Bu platformlar toplumsal değerlerimizi çürütüyor; artık kız çocuklarımız bile çok rahat bir şekilde her türlü küfrü kullanabiliyor. İnsanlık onuruna aykırı, televizyonda asla yayınlamayacağımız görüntüler bu platformlarda serbestçe dolaşıyor.
Çocuklar; sosyal medya platformlarında ve dijital oyunlarda yoğun bir şiddete maruz kalıyorlar. Oyunda bir silah seçip parkurda önüne geleni vuruyor ve saatlerce bu oyunu oynuyorlar. Son dönemde yaşanan bazı trajik saldırıların faillerinin de bu tarz şiddet içerikli oyunlar oynadıkları ortadadır. Bu çocuklar oyun oynarken girdikleri sohbet odalarında karşılarındaki kişinin pedofili mi, çete üyesi mi, yoksa terör örgütlerine eleman devşiren biri mi olduğunu bilemiyoruz.
Birileri buralar üzerinden çocuklara siparişler veriyor, onları tehdit ediyor ve şantaj yapıyor. Bu mecralara çok ciddi bir devlet denetimi getirilmesi şarttır. Burası bambaşka, tehlikeli bir yere dönüştü. Bir ülkeye operasyon çekmek, toplumsal yapısını ameliyat etmek istiyorsan bu platformlar biçilmiş kaftandır. İstediğin algıyı kolayca yönetebiliyorsun; üstelik biz bunları kendi paramızla, aboneliklerimizle fonluyoruz.
BU ARTIK BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ
Yapılan araştırmalara göre 14-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 10-15’i, uğradıkları siber zorbalıklardan dolayı hayatına son verecek raddeye geliyor. Bu çok acı bir tablo. Çözüm olarak hep "aileler çocuklarını sürekli kontrol etsin" deniyor ancak bir çocuğu 24 saat boyunca kesintisiz kontrol etmek mümkün değil. Üstelik bu platformlara tüm kişisel bilgilerimizi ve kredi kartı şifrelerimizi kendi ellerimizle veriyoruz. Bu verilerin yarın bir gün bizim ve ülkemizin aleyhine kullanılmayacağını nereden bilebiliriz? Bu artık bir milli güvenlik meselesi. Paramızı bize karşı kullanmayacaklarını nereden biliyoruz.
Yabancı sanal ve dijital platformlara verilen kapitülasyonlar var. Bunların personeli yok. Vergileri düşürüldü. Yok denecek kadar. Muazzam bir gelir elde ediyorlar. Yerli medya kuruluşlarının tamamını söylüyorum, hepsi yatırım, istihdam yapıyor, vergi ödüyor. Dizi yaparak ihracat yapıyor.
Bu paralar tamamen yurt dışına gidiyor. 2024 yılında 213 milyar lirayı buldu. Yerli TV’lerin payı yüzde 15’e kadar düştü. Kirli mecralara paramızı akıtıyoruz. Reklam verenimizi de anlamıyorum. Bataklığa girdin zaman batarsın. Bizim aleyhimize bu kadar zehirleyen mecralara niye paramızı akıtıyoruz. Daha fazla marjinal içerik üretsinler diye mi?
BÖYLE GİDERSE DİZİ KALMAYACAK TELEVİZYONLARDA
İzlenmeler de doğru mu bilmiyoruz. Organik bir izlenme mi bilmiyoruz. Bir sanatçı çıkarıyorlar. Şarkısı şarkı değil ama milyonlar izlenmiş oluyor. Bir anlam veremiyoruz. Bir bakıyorsun bir sanatçı çıkmış, milyonlarca izlenmiş ve popüler oluyor. Öyle bir manipülasyon yapılıyor ki algoritma bu sefer herkesin önüne o şarkıyı atıyor. Reklamveren de sağlıklı bir ölçüm yapılmadığı için oraya reklam veriyor. Peki, bu izlenmeler gerçek mi? Ücretli üyelikler reklamları görmüyor, kimin izlediği belli değil ama reklam buralara veriliyor. Televizyonlara reklam verildiğinde ise kime ulaşıp ulaşmadığını görebiliyorsun. TV’ler, dijital platformlara göre oransal olarak çok ucuz. TV’lerin maliyeti geçen seneye göre yüzde 50 arttı ama reklam gelirleri sadece yüzde 10 yükseldi. 2024 verilerine göre paranın yüzde 75’i sanal medyaya gidiyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil; bu durum bir beka meselesine doğru gidiyor.
Bu süreç beraberinde şunu getirdi: Çekilen diziler vatandaşa ücretsiz olarak sunuluyor, maçlar ücretsiz izleniyor. Bu büyük bir konfor. Ancak maliyetler bu şekilde artıp hak edilen reklamlar alınamayınca sıkıntılar yaşanıyor. Bütün medya gruplarını buna katarak konuşuyorum. TV bu sene çok izleniyor; TİAK araştırmasına göre kişi başı ortalama TV izleme süresi 3 saat 38 dakika, hane başı ise 6 saat 8 dakikaya çıkıyor. Normalde reklamın yayınlanacak yerinin kalmamış olması gerekirdi. Ucuz ve erişim oranı bu kadar yüksek olan bir mecrayı kullanmak yerine, bir bataklığa dönüşen sanal medyaya ve dijital platformlara reklam veriliyor. Bu, açık bir haksız rekabettir.
Televizyon ölmez, biz öldürmezsek. Rakamlara bakıyoruz. Maliyetler artarken, paranın ne olduğu bilinmeyen yerlere aktarılınca çekilen diziler azaldı. 4 reytingin üzerindeki diziler kar ediyordu. Şimdi 8-9 reyting alan diziler zarar ediyor. Dizi sayısı azalıyor bu nedenle.
Dizilerin içiriğine göre değişiyor ama çok büyük bir istihdam var. Böyle giderse dizi kalmayacak televizyonlarda. Yerli diziler eleştirilirken yabancı diziler aynı şekilde eleştirilmiyor. Böyle giderse Brezilya dizilerine geri döneceğiz. İhracatta dizi konusunda ilk 3’teyiz ABD ve İngiltere’nin ardından.