Prof. Dr. Erhan Afyoncu'dan 'nüfus' uyarısı: 'Anadolu Türklüğü yok olur... Üç çocuklu anneye emekli maaşı bağlanmalı!'

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Küresel çapta baş gösteren ve Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkeyi etkileyen nüfus artış hızının düşüşü ve buna bağlı olarak yaşlanan nüfus, geri çevrilmesi zor bir demografik krize işaret ediyor. Pek çok Avrupa ülkesi bu düşüşe engel olmak ve genç nüfusunu korumak için dış göç kanallarını açık tutmak gibi uygulamalar deniyor olsa da bu sefer de araştırmaların da ortaya koyduğu üzere sosyolojik entegrasyon, ulusal güvenlik ikilemleri ve aidiyet krizleri kendisini gösteriyor. Bu tablo ülkelerin savunma stratejilerini de kökten sarsarken Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Milliyet.com.tr’ye yaptığı özel açıklamalarda, özellikle Batı dünyasının içine düştüğü bu demografik çıkmazı ve Türkiye’nin de benzer dinamiklerle karşı karşıya olduğu çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. Prof. Dr. Afyoncu, Türkiye ve Avrupa'nın bu bağlamdaki benzerlikleri ve farklılıklarına değinirken nüfus artış hızının düşüşünü azaltabilecek uygulamaları ve başarısızlık halinde ortaya çıkabilecek sonuçları Milliyet.com.tr’ye değerlendirdi.

'ÜÇ ÇOCUĞU OLAN ANNEYE EMEKLİ MAAŞI'
Günümüz kent yaşamı, her geçen gün artan 'ihtiyaçlar' ve yükselen yaşam maliyetleri, modern dünyada bireyleri sert bir ekonomik mücadeleye zorluyor. Maddi güvence arayışının ve kariyer planlamalarının öncelik kazandığı bu yeni düzende ikiden fazla hatta birden fazla çocuk sahibi olmak metropol hayatı yaşayan çiftler için pek de mümkün bir tercih olarak görülmüyor. Prof. Dr. Erhan Afyoncu, bir ülke için özellikle genç nüfusun önemini vurgularken “Sihirli bir gücüm olsa genç nüfusu arttırırdım. Çünkü bir ülkede dinamizmi korumak için yüzde 30 civarında genç nüfusa sahip olmanız lazım. Türkiye bu yüzde 20'ye indi. Önümüzdeki yıllarda yüzde 15'e kadar düşecek. Yaşlı nüfusun da yüzde 10'un üzerine geçmemesi lazım. Buradaki en büyük problem; bizim nüfus artış hızımızın çok hızlı düşmesi. 2000'li yıllarda 2.49'du. Bu sene 1.42'ye kadar düştü. Düşeceğini bekliyorduk ama pandeminin de etkisiyle aşırı hızlandı ve bundan dönülmüyor. Tabii ev kiralarının artması bahanesi oldu biraz da. İkisi birleşince nüfus artış hızı aşırı hızlı düştü ve her geçen sene düşüyor. 1.52, 1.48, 1.42... Bu düşe düşe gidecek. Çünkü dünyada örnekler de bu şekilde. Bunu yavaşlatmamız lazım. Tamamen düzeltmemiz mümkün değil. Nasıl yavaşlatabiliriz? Teşviklerle, yaşam şartlarını değiştirerek, şehirleşmeyi değiştirerek bunu yavaşlatmak mümkün. En azından 1.8'lere çıkarabilirsek zararı asgariye indiririz” diyor ve devam ediyor:
Prof. Dr. Erhan Afyoncu aynı zamanda “LGBT lobisi” ve “propagandasının” da aile yapısını tehdit ettiğine değiniyor ve “Türkiye'de bu çok yaygın değil, hükümetimiz de buna izin vermiyor ama dünyada özellikle bazı Netflix gibi platformlar başta olmak üzere bunları teşvik ediyorlar. Bakın şimdi; bir insanın böyle bir tercihi olur, kabul ederseniz ya da etmezsiniz ama karışmazsınız. Fakat bunun propaganda haline getirilmemesi lazım. Türkiye'de uzun süre bu oldu. Ben şunu diyorum, eskiden beri 'Özgürlük' diye ona karışma, buna karışma ama korunması gereken de bir toplum var, çocuk var, vesaire var... Şimdi çocuğa bırakamazsın tercihi. O yaşta seçebilecek durumu yok. Dünyada da bunu dayatıyorlar. Özellikle LGBT lobisi çok ciddi dayatıyor. Filmlere, dizilere koyuyor. Polis, FBI gibi en sert rollere koyuyor ve bunu yaymaya çalışıyorlar. Ciddi bir propaganda yapıyorlar. Tabii en son Trump da Putin de bunun zararını gördü ve buna karşı çıkıyorlar. Türkiye zaten baştan beri karşı çıkıyor. Ama maalesef Türkiye'de bazı belediyelerimiz bu tür şeylere zaman zaman destek oluyor. Bu da doğru bir şey değil” diyor.

AİLE, MAHALLE VE OKUL KONTROLÜ!
Genç bir nesil kadar nitelikli ve donanımlı bir nesil de önemli. Peki Osmanlı nesillerini nasıl yetiştiriyordu? Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Osmanlı'da eğitim daha sınırlıydı. Herkes okula gitmiyordu. Ne yapıyordu? Tarlada çalışıyordu. Okuma yazma bilmiyordu veya babasının yanında mesleğini yapıyordu. Genelde de baba mesleği devam ediyordu. Osmanlı'dan almamız gereken en önemli şey şu: Elit eğitimi yapıyordu Osmanlı. Üst düzey zekâlı çocukları ayrıca eğitiyor, Enderun'a alıyor ve devlet yönetimine katıyor. Bizim yüksek zekâlı ile normal zekâlı çocuğu ayırt etmemiz lazım. Bu kolay bir şey değil. Ölçme sistemi Türkiye'de tam oturmadı. ÖSYM çok iyi imtihanlar yapıyor ama dediğimiz gibi burada o çocuğu ayırt etmeniz lazım. Sanatta da mesela... Şimdi herkesin müzik yeteneği, resim yeteneği olmuyor. Bunları çok erken ölçebilmemiz lazım. Bu sistemleri maalesef oturtamadık” şeklinde anlatıyor. Genç, nitelikli, donanımlı nesiller demişken bu nesillerin değerlerine de sahip çıkabilmesi için çeşitli kontrol mekanizmaları da akıllara gelmekte. Aslında geçmişte bu paha biçilmez sistem doğal olarak oluşmuştu. Çocuklar hem aile, hem öğretmen hem de mahallelinin elinden ve eğitimden geçerek büyüyordu. Prof. Dr. Afyoncu şöyle anlattı:
“Bu dijital dünya çıkana kadar toplum yapısının belli bir düzeni vardı. Toplum birbirini kontrol ediyordu. Ama 80'li yıllardan sonra şehirleşme aşırı artınca o kontrol kalktı. Çünkü sadece anne-baba kontrol edemez. Eskiden mahalleli kontrol ediyordu. Öğretmen kontrol ediyordu. Eskiden öğretmen çok etkiliydi Türkiye'de. Şu anda veli baskısı var. Mesela ciddi problemlerden biri de okullarda aşırı bir veli baskısı olması. Veli öğretmeni çalışamaz hale getiriyor bazı okullarda. Müdür de çok dirayetli değilse… Mesela bu tür baskılara izin vermemek lazım. Zamanında bir tane bakan bunları öne çıkardı ve maalesef olumsuz neticeleri oldu. Yani öğretmen tek otoritedir. Bana göre bunun olması lazım. Ki dünyadaki örneklerde şu oluyor: Almanya'da mesela öğretmen o çocuğun okuyup okuyamayacağına karar veriyor. Yani o çocuk meslek lisesine mi gidecek, memur okuluna mı gidecek, üniversiteye mi? Aslında bu belli. Ortaokuldaki çocuğun seviyesini öğretmenler ölçebilir. Fakat Türkiye'de bu kabullenebilir bir durum değil.”

CİDDİYE ALINMAZSA TABLO KORKUNÇ! ‘2100’DE ANADOLU TÜRKLÜĞÜ YOK OLACAKTIR’
“Nüfus artış hızı” bugün bakıldığında yalnızca genç nüfusun azalması olarak görülse de aslında neslin devamının tehlikeye girmesi anlamına da geliyor olabilir. Prof. Dr. Erhan Afyoncu burada ortaya çıkan son derece kritik tabloyu Anadolu Türkleri üzerinden değerlendirdi. Prof. Dr. Afyoncu sözlerini şöyle noktaladı: