Son dakika... AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Terörsüz Türkiye sürecinde kritik eşik, silah bırakma

İşte Ömer Çelik'in açıklamalarından öne çıkan satır başları:Bütün dünyanın gözü barış görüşmelerinin üzerindeydi. İslamabad'da maalesef ilk turda bu barış görüşmeleri sonuçlanamadı. Bizim buradaki tutumumuz barış görüşmelerinin devam etmesi gerektiğidir. Bunun sağlanması için ateşkes ortamının muhakkak surette korunması ve devam ettirilmesi gerekir.Bu kadar ağır bir konuda bir turda bir sonuç alınmasını beklemek zaten doğru bir şey değil.
Hürmüz Boğazı meselesi, nükleer program meselesi, birilerinin iddia ettiği nükleer silah meselesi, aynı zamanda orada savaşın sonunda bu saldırganlığın sonunda ortaya çıkmış insani kayıplar ve tazminatlar meselesi gibi bir sürü boyutu olan bir konu bu. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru saldırısından sonra hem bölgesel güvenlik hem küresel güvenlik açısından çok vahim sonuçlar ortaya çıktı.
Hatta biz diyorduk buradaki tablo sadece bölge barışını değil, bütün dünyayı etkiler diye. Bakın gelinen noktada artık NATO meselesi içerisinde bile çatlak olacak. Batı ittifakının içerisinde bile çatlak olacak bir noktaya gelinmiş oldu. Tabii tüm bunlar olurken İsrail'in barışı sabote etme faaliyetleri aynen devam ediyor. Gördüğümüz gibi. Mesela ne yapıyor. Lübnan'da insansızlaştırmaya çalışıyor. Litani Nehri'ne kadar olan bölgeyi, Lübnan'ı işgal etmeye çalışıyor. Gazze'yi insansızlaştırmaya çalışıyor. Batı Şeria'yı da gazzeleştirmeye çalışıyor. Bunu net bir şekilde görüyoruz.
Tüm bu tablodan bakıldığı zaman barışın korunması daha kıymetli, daha önemli bir durum hâline gelmiştir. O yüzden barış görüşmelerinin çok kapsamlı bir şekilde devam etmesinde fayda vardır diye değerlendiriyoruz. Bu görüşmelerin ikinci turunun, üçüncü turunun olmasına Türkiye katkı vermeye devam ediyor. Barış iradesi olduğu için Netanyahu, Sayın Cumhurbaşkanımıza saldırıyor. Soykırım şebekesinin bakanları Sayın Cumhurbaşkanımıza saldırıyor. Burada hakkaniyetin, hukukun etrafında durarak bu barışın hayata geçmesi için elden gelen her şey Türkiye tarafından ortaya koyuluyor. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye'nin bir bütün olarak muhalefet partileri dâhil Netanyahu ve soykırım şebekesine karşı Türkiye Cumhuriyeti'nin haklarının korunması hususunda gösterdiği birlik ve bütünlük takdire şayandır. Bundan da bütün Siyonist emelleri olanların, emperyalist emelleri olanların, Türkiye'ye karşı husumeti olanların doğru mesajı alması gerekir.
Tabii Lübnan'ın Litani Nehri'ne kadar olan kısmının boşaltılması, üçte birlik bir bölgenin İsrail tarafından işgal edilmesi aynı zamanda hiçbir şekilde dikkatimizden kaçmıyor. Bir takım eylemlerde bulunmak için fırsat kollaması, Gazze'deki durumun devam etmesi, Batı Şeria'daki durum ve şimdi İran'da ortaya çıkan tablo, çok daha büyük bir kaosun İsrail tarafından ortaya koyulmaya çalışıldığını gösteriyor.
"CUMHURBAŞKANIMIZIN ORTAYA KOYDUĞU DİRAYETLİ SİYASET BİR PUSULADIR"
Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler kürsüsünde defalarca İsrail'in sınırları nedir diye sordu. İsrail'in buna verdiği bir cevap yok. Sınırlarını deklare etmeyen tek devlet İsrail. Ne için? Çünkü yayılmacılık ve işgalcilik devam etsin diye bunu yapıyor. Burada Türkiye'nin iradesi barıştan yanadır. Hem bölgesel barışın korunması hem küresel barışın korunması açısından Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu dirayetli siyaset herkes için bir pusuladır. Türkiye bunu sonuna kadar koruyacaktır ve İslamabad'da bundan sonra ikinci tur olur, üçüncü tur olur, bu görüşmelerin yapılması gerektiğini ve bu şekilde yola devam edilmesi gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz.
FRANSA'DA LAFARGE DAVASI
Sizinle daha önce paylaştığım bir konu vardı. O konu sonuçlandı. O da şudur. Biliyorsunuz Fransa'daki Lafarge firmasının terör örgütlerini Suriye'de finanse ettiğine dair bir dava süreci devam ediyordu. Hem DEAŞ'in hem de Fransız devlet yetkililerinin gözetiminde bunun yapıldığına dair bilgiler vardı. Bu konuyu sizinle dört beş kez paylaştım. Savcının iddianamesinde DEAŞ'e ve PKK'ya destek verdiği, tüneller kazdığı, karargahlar oluşturduğu söyleniyordu Lafarge'ın ve netice itibarıyla bugün dava sonuçlandı. Lafarge mahkûm edildi. Bu, aslında batılı bazı organizasyonların güya teröre karşıyız diye çok konuşan siyasetçilerin gölgesinde nasıl teröre destek verdiğini göstermesi bakımından ibretliktir. Bunu da kayda geçirmiş olalım.
SORU-CEVAP
Uganda Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’ye yönelik diplomatik tezlerini ve sonrasında geri adımını değerlendirebilir misiniz?
Uganda’daki Genelkurmay Başkanı’nın söylediklerinin manası anlaşılmıyor. Çünkü Türkiye’nin Uganda’yla bir sorunu yok. Uganda’nın Türkiye’yle bir sorunu yok. Fakat o kişinin başka ülkelerle ilgili de böyle bağlamı olmayan, zemini olmayan açıklamalar yaptığını biliyoruz. Daha sonra bu açıklamalarını düzeltmeye çalıştı. Türkiye’den Uganda’ya yönelen ses dostluk sesidir. Türkiye’den Uganda’ya yönelen bütün duygular kardeşlik duygularıdır. Oradaki Uganda halkına dönük olarak bu açıklama yanlış bir açıklamadır. Onun düzeltilmesi gerekir. Hiçbir mana ifade etmeyen, hiçbir zemini olmayan bir söz. Ama o şahıs bunu başkalarıyla ilgili de söyledi. Umarız ki bundan sonrasında daha dikkatli, daha sağduyulu konuşmalar yaparlar.
Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi sona erdi. Türkiye, seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyor?
Biz Macar halkının iradesine saygı duyuyoruz. Sayın Orban’la çok uzun zamandır Sayın Cumhurbaşkanımızın ortak çalışmaları oldu. Sayın Orban, Türkiye’yi seven, Türkiye müzahir, Türkiye’yle yakın ilişkiler kurmak isteyen bir siyasetçiydi. Yeni dönemde de Macar halkının iradesine tabii ki saygı duyuyoruz, milli iradesine. Yeni dönemde de yeni seçilenleri, Macar halkına duyduğumuz saygı gereği tebrik ediyoruz. Ve onlarla da Türkiye ile Macaristan arasındaki gelenekselleşmiş, kurumsallaşmış iyi ilişkileri sürdürmeye devam edeceğiz.
Şimdi baktım geçen gün birisi diyordu, niye bu mizah dergilerinin sayısı azaldı diye. Ben de bazı CHP’li siyasetçilere örnek göstermiştim, mizah dergileri konusundaki açığı kapatıyorlar diye. Sorunca şimdi aklıma geldi. Bugün birkaç tanesi Macaristan’daki seçimleri örnek göstererek Cumhurbaşkanımızla Orban arasındaki yakınlığa atıf yaparak Türkiye’de de seçim sonuçlarının böyle olacağını söylemiş. Tabii bu kadar zeminsiz, bu kadar basiretsiz, alakasız iki ülkeyi mukayese eden, iki ülke arasında böyle paralellikler kuran bir zihnin CHP’de olması, CHP rakibimiz olmasına rağmen biz bunu üzüntü verici buluyoruz. Bu şekilde düşünenlere de tavsiyemiz şudur. Türkiye’de sürekli olarak yanlış yapıyorlar, gaf yapıyorlar. Madem bu kadar Macaristan’daki seçimler onlar için referanstır, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılıp Macaristan’da siyaset yapmaları kendi içleri için daha sağlıklı bir ortam oluşturabilir.
DEM Parti genel başkanlarının ve sözcülerinin Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye ilişkin AK Parti’ye bazı eleştirileri oldu. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?AK Parti’ye çarşamba günü yeni katılımlar olacağı da konuşulanlar arasında. Böyle bir durum var mı? Keçiören Belediyesi bunun içinde mi? Son olarak bazı bakanlıkların ayrılması da gündemde şeklinde konuşuluyor. Bize biraz detay verebilir misiniz?
Bakanlıkların ayrılması ya da birleşmesiyle ilgili bir gündem MYK’da konuşulmadı. Böyle bir gündem yok. Bazen böyle haberler çıkıyor ama MYK’nın böyle bir gündemi yok.
Terörsüz Türkiye konusunda, DEM Parti içerisinde gerçekten sorumlulukla konuşan, sağduyulu konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişi sistematik olarak şöyle bir tutum sergiliyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Devlet Bahçeli’yi hedef aldılar. Daha sonra da bizim genel başkan yardımcılarımızı, bakanlarımızı hedef alıyorlar. Ve sürekli olarak da bunu, kendilerinin çözüm istediği, AK Parti’nin ise buna karşı çıktığı şekilde bir konumlandırma yapıyorlar. Tabii kullandıkları cümleler siyasi açıdan son derece niteliksiz cümleler. Yani siyasi bir karşılığı olmayan cümleler. Tabii siyasette siyasi eleştiri çok kıymetlidir. Biz eleştiri yapanları son derece saygıyla karşılarız. Fakat o cümlelerde bizim bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızı kişiselleştirerek hedef alan cümlelerde bir siyasi eleştiri yok. Daha çok birilerine mesaj vermeye çalışan bir faaliyet raporu gibi gözüküyor.
Burada esas mesele şudur. Yani birileri bu süreçlere karşı olabilir, onları görüyoruz. Bu süreçle ilgili olarak AK Parti içerisinde sorumluluk almış ve gayret eden kişilerin sistematik olarak hedef alınmasında bir algoritma var. Biz bu algoritmayı çok iyi tanırız. Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Bu algoritma şöyle çalışıyor. Sürekli olarak çözümden bahseder, çözüme destek vermekten bahseder. Ama sürekli olarak maksimalist taleplerde bulunarak ya da kendilerinin dediklerinin dışındaki bir şeyi sürekli olarak yargılamaya çalışarak, sorgulamaya çalışarak esasında algoritmanın mantığı gereği çözümsüzlüğe hizmet eder. Yani çözüme karşıyım diyemez ama algoritmayı böyle çalıştırır. Bu tabii çok yanlış bir şey. Yani siyasi eleştiri başka bir şey, faaliyet raporu başka bir şey.
Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımıza da zaman zaman niteliksiz sözler söyleyenler oldu. Sayın Devlet Bahçeli’ye dönük olarak da oldu. Bunlara gereken cevabı verdik. Ama şimdi sürekli olarak birilerinin “ben örgüt adına konuşmuyorum ama” diyerek cümle kurup sürekli olarak örgütün söylediği cümleleri dillendirmesi, örgüttekilerin de siyasetle konuşulması gereken konular konusunda bir yön vermeye çalışması orada bir problem olduğunu gösteriyor. Bu problem tabii bizim problemimiz değil. Sonuç olarak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeden terörün Türkiye gündeminden çıkmasını anlıyoruz. Bir de tabii bu cümleler kurulurken sürekli olarak “biz özgürlükten yanayız, çözümden yanayız, demokrasiden yanayız” diye kuruluyor. Önemli olan bu cümleleri kurmak değil. İsmi özgürlük ve demokrasi olan ama zıt yöne hareket eden çok sayıda parti var Avrupa’da. Dediğim gibi DEM içerisinde çok sağduyulu konuşan, çok dengeli konuşan, çok basiretli konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişinin de sistematik olarak çözümden yanaymış gibi cümleler kurup aslında algoritmayı işletme biçimleri itibarıyla süreci enfekte etmeye dönük bir takım çıktılar ürettiklerini görüyoruz.
Burada tabii bizim takıldığımız konu bu değil. Bizim odaklandığımız konu terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sağlıklı bir şekilde hedeflerine ulaştırmak. Yani eğer bunlara tek tek cevap vermeye kalksak o zaman dediğim gibi odağımızı kaybederiz. Ama bahsettiğiniz bu niteliksiz cümleleri kuranlar sürekli olarak odağı ve merceği değiştirmeye çalışıyorlar. Odak, PKK terör örgütünün feshedilmesi ve silahlarını tamamen bırakarak legal görünümlü yapılarıyla Avrupa’daki ve illegal yapılarıyla tamamen ortadan kalkmasıdır. Bununla ilgili olarak da Meclis Komisyonu’nda da ifade edilen bir teyit mekanizması vardır.
Şimdi bu bahsettiğiniz cümleleri kuranlardan hiçbir tanesi bugüne kadar çok ilginçtir “PKK silah bırakmalıdır” cümlesini kurmamıştır. Bu son derece dikkat çekicidir. Yani sürekli olarak iktidara ödev veriyorlar, sürekli olarak devlete ödev vermeye kalkıyorlar, sürekli olarak bakanlarımıza, genel başkan yardımcılarımıza kişiselleştirilmiş bir takım saldırılarda bulunuyorlar. Tabii bizim odak noktamız terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşmak olduğu için bunlara tek tek cevap vermiyoruz. Ama bu şekilde konuşanların hiçbir şekilde “PKK silah bırakmalıdır” cümlesini kurmamasının altını çiziyorum.
Bir diğer konu da şudur. Daha Meclis Komisyonu aslında Yüce Meclis çok nitelikli bir komisyon çalışması yaptı. Toplumun hemen hemen her kesimini dinledi. Geniş bir şekilde. Ve toplumda “ben bu konuda söz söylemek istiyorum” diyen herkes davet edildi. Meclis Başkanımız son derece kapsamlı bir yönetim modeli sergileyerek o komisyonda bulunan partilerdeki sayın milletvekillerinin sürece katkılarıyla birlikte güzel bir rapor çıktı. Raporun sonunda şu var. Özet olarak. Silah bırakmaya bağlı olarak yasal düzenlemelerin yapılması var. Şimdi daha komisyonun raporunun yayınlanmasından bir hafta sonra ve bunun bir teyit mekanizmasıyla rapor bunu söylüyor. Güvenlik güçlerinden oluşan bir teyit mekanizması, “bu örgüt silah bıraktı mı bırakmadı mı” diyecek. Devlet kurumları onu teyit edecek. Daha raporun yayınlanmasından bir hafta sonra o bahsettiğim kişilerden bir tanesi çıktı, teyit mekanizması süreç üzerinde bir yük oluşturmamalıdır gibisinden bir şey söyledi. Şimdi örgütün silah bıraktığını teyit edecek devlet mekanizmasını reddettiğinizde bu sürecin işlemesinin bir imkânı olmaz. Yani algoritma dediğim, çözümden yana gibi gözüküp çözüm karşıtı bir algoritma üretmek dediğim şey budur.Teyit mekanizmasını yük görmek, bunu bir yük olarak ifade etmek ya da bunu süreci tıkayacak bir mekanizma olarak kodlamak ya da bunu bir ön şart dayatması gibi göstermeye çalışmak şu demektir. Bunun altyazısında bu silah bırakma sürecine örgütün karşı olduğunu ifade etmektir. Bunu bir takım daha incelikli kavramlarla ve yollarla ifade etmenin bir anlamı yok.
Tabii şu da yapılıyor. Gece gündüz AK Parti hedef alınırken siyasi olarak eleştirilebilir, hiçbir problem yok, siyaset yapıyoruz, gayet normal. Fakat her AK Parti’nin hedef alınmasının arkasına bir CHP güzellemesi yapılması da, CHP’yi güzellemek istiyorsa birileri güzelleyebilir ama bunu bizim üzerimizden yapmasınlar. Yani bizi hedef alarak yapmaları yanlış. Onu açık bir şekilde kendileri nasıl istiyorlarsa o şekilde yapabilirler. Yani biz bu tartışmaları komisyonun kurulması sırasında gördük. Daha sonra başka aşamalarda gördük. Onun için sağduyulu olmak lazım. Cümlenin nereye gittiğini iyi fark etmek lazım. Yani bu cümlelerin altyazısından ne çıkıyor. Buradaki algoritma terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreçlerine destek mi veriyor. Yoksa bir takım destek ifadeleri retorik düzeyde kullanılıp algoritma çıktısı olarak süreci tıkayacak yaklaşımlar mı üretilmiş oluyor. Yani siz eğer teyit mekanizmasını yük görürseniz, teyit mekanizmasına süreci tıkayacak bir yapı derseniz o zaman buradan çıkan altyazı nedir. Terör örgütünün silah bırakmasına karşısınız demektir.